
Yemekle ilişkimiz beden ve ruh sağlığımız hakkında çok şey söyler. Günümüzde çoğu insan bu ilişkiyle ilgili bir noktada zorlanır: Az ya da çok yemek, yanlış zamanda yemek, sağlıksız yiyeceklere düşkün olmak. Zihinlerimiz, tüm bunların bedene, sağlığına ve onun görüntüsüne etkileriyle meşguldür.
Peki bu kadar gündelik ama derin bir ilişkiye biraz daha yakından baksak acaba neler fark ederdik?
Önümüzde bir tabak yiyecek olduğunu varsayalım. Bu yiyecek bir anda tabağımızda belirmedi aslında. Onun ardında bir hikaye var. Diyelim ki tabakta sebzeler var; her birinin ardında pek çok insanın emeği bulunur. Birileri toprağı hazırladı, ekti, suladı, güneş almasını sağladı, otlarını ayıkladı, olgunlaştığında topladı. Başkaları taşıdı, olduğumuz yere ulaştırdı. Şimdi o emek dolu yiyecekler tabağımızda, orada yemeye hazır duruyorlar.
Önümüzde bir tabak yiyecek olduğunu varsayalım. Bu yiyecek bir anda tabağımızda belirmedi aslında. Onun ardında bir hikaye var. Diyelim ki tabakta sebzeler var; her birinin ardında pek çok insanın emeği bulunur. Birileri toprağı hazırladı, ekti, suladı, güneş almasını sağladı, otlarını ayıkladı, olgunlaştığında topladı. Başkaları taşıdı, olduğumuz yere ulaştırdı. Şimdi o emek dolu yiyecekler tabağımızda, orada yemeye hazır duruyorlar.
Bir an durup bunu fark ettiğimizde, o emeğe karşı içimizde bir saygı ve şükran hissedebiliriz. Aslında yediğimiz şey yalnızca bir yiyecek değil; toprağın, suyun, güneşin ve insan emeğinin bir araya geldiği bir hikaye.
Bu farkındalık, yemekle kurduğumuz ilişkiyi dönüştürmeye başlar. Çünkü yemek sadece karın doyurmak değildir; aynı zamanda bağlantı kurmanın, paylaşmanın, minnettarlığın, canlılığın da bir yoludur.
Düşünün, sevdiğiniz birini ziyarete gittiğinizde size hemen “Aç mısın?” diye sorulur. Güzel bir haber kutlanacaksa, “Bir yemeğe çıkalım.” denir. Bayramlarda, özel günlerde büyük sofralar etrafında toplanılır. Yemek sevginin ve bağlantının en doğal yollardan biridir.
Henüz 100 yıl önce insanlar zamanının büyük kısmını yiyecek yetiştirmekle geçiyordu. Bugün çok daha şanslıyız. Artık ona ulaşmak kolay olduğu için yapmak istediklerimiz diğer şeylere daha fazla zaman ayırabiliyoruz. Ama bu kolaylık bazen bizi yiyeceklerle olan o doğal, şefkatli bağdan da uzaklaştırabiliyor.
Farkında Yeme (Mindful Eating)
Yiyecekle ilişkinizin zorlaştığını hissediyorsanız, farkında yeme pratiği bu bağı yeniden kurmanın sade ama güçlü bir yoludur. Farkında yemeyi adım adım inceleyelim:
-
Yemeğiniz önünüzdeyken mümkünse başka bir şeyle ilgilenmeyin. Bir şey izlemeyin, biriyle konuşmadan sadece yemeğinize odaklanın.
-
Önce tabağınızdaki yiyecekleri fark edin. Nereden geldiklerini, onlarda emeği olan insanları düşünün. İçinizden onlara teşekkür edin.
-
Sonra yiyeceklerin renklerini, desenlerini, görüntülerini inceleyin.
-
İlk lokmanızı alın, ama normalden biraz daha yavaş yiyin. Çenenizin hareketlerini, tatların belirginleşmesini, bu tatları dilinizin ya da ağzınızın hangi kısmında daha çok hissettiğinizi fark edin.
-
Sonraki lokmalarınızda normal temponuza dönebilirsiniz. Ama farkındalığı koruyarak, bedende ve duyularda neler olduğuna dikkat etmeye devam ederek.
-
Yemeğiniz boyunca düşünceler gelebilir, bu çok doğal. Fark ettiğinizde nazikçe yemeğinize geri dönün. Hatta kendinize “Bu düşüncelerle yemeğimden sonra ilgileneceğim.” diyebilirsiniz.
-
Yemek süresince ve sonunda tokluk sinyallerinizi fark edin. Kendinize “Sanırım doyuyorum. Doyduğumu nasıl anlıyorum? Bedenim mi söylüyor? Öyleyse bunu bedenimin neresinde hissediyorum?” diye sorabilirsiniz.
Günde en az bir öğünü bu şekilde yemeye çalışın. Bu size büyük bir adım gibi gelirse, küçük bir ara öğünle veya atıştırmalıkla başlayın.
Yemekle ilişkimizi dönüştürmek, aslında yaşamla ilişkimizi dönüştürmektir. Her lokmada biraz daha farkında, biraz daha şefkatli olabiliriz.
Sevgiyle
Merve

