“Bu gidişat çok kötü gidişat efendim”

Geçenlerde izlediğim bir videoda -muhtemelen çoğunuz izledi- böyle bir cümle vardı. Çoğunluğun hislerinin tek cümle özeti gibi. Yaşı büyük olanlar için ilk olmasa da yaşı küçük olanlar için ilk kez karşılaştıkları ‘değişik’ zamanlardayız.

Pek tabi herkes hayatında belirsizliğin, karmaşanın ve zorlukların arttığı ‘değişik’ zamanlar yaşar. Yaşamın doğası bu. Bir şeyler karışır sonra düzene girer, sonra tekrar karışır tekrar düzene girer. Ve her değişiklik kendi zorluklarıyla gelir. İşten ayrılmak, iş değiştirmek, bir ilişkini bitmesi veya boşanmak, kayıplar, yas gibi zor olduğu kilometrelerce öteden anlaşılanların yanında, yeni okula-işe başlamak, aşık olmak, evlenmek, bebek sahibi olmak gibi mutlu değişimlerin bile zorlukları vardır.

Bu dönem farklı olan ise, zorluğun kişisel sınırları aşıp geniş kitlelerce deneyimlenmesi ile belirsizlik, sıkıntı, umutsuzluğun büyük boyutlarda ortak bir konu olmaya başlaması. Ve görünen o ki kısa sürede bir yere gitmeyecek.

Peki ne yapmalı? Böyle zamanlarda huzur bulmak ya da en azından aklımızı korumak nasıl mümkün olabilir?

SIĞINMAK – TAKING REFUGE

Katıldığım bir inzivada ‘sığınmak’ kelimesini ilk duyduğumda rahatlama hissetmiştim. Evet ne güzel kelime sığınmak. Benzetme de güzel. Mesela dışarıda şiddetli bir yağmur olsa ne yaparsınız? Kapalı bir alana en azından bir saçak altına ‘sığınırsınız’ Ya da deniz coştuğunda tekneler hatta devasa gemiler ne yapar bir limana ‘sığınır’

Biz insanlarda durum farklı değil. Bizim de sığınaklara ihtiyacımız var. Bazı sığınaklar hazır ve orada, elimizi uzatmamızı, onları fark etmemizi bekliyor. Bazılarını da her gün bir çivi çakarak, bir tuğla ekleyerek bizim inşa etmemiz gerekiyor. İşte bu sığınakların bir kaç örnek:

1.Umut ve İlham Sığınağı 

Sizi bilmiyorum ama ben zor bir dönemden geçerken, umutsuzluğa kapıldığımda umudu yeşertecek şeyler okur veya izlerim. Mesela tarih umut ve ilham kaynağı harika insanlarla dolu. Martin Luther King, Gandhi, Kemal Atatürk, Nelson Mandela, Desmond Tutu gibi kitlelerin hayatını değiştirenler var. Bir de self-made dediğimiz kendini yaratanlar. Mesela Helen Keller, görme, işitme ve konuşma engeli varken 5 lisan öğrenen, onlarca kitap yazan, yaşamını engellilerin gelişime adamış bir isim. Ya da kendini var eden, olmaz denileni olduran onca insanın hikayesi.

İzleyip sevdiğim, umudu ve ilhamı canlandıran bir kaç film önerisi:

  • Daughters of Destiny – Kader Mücadelesi (2017)
  • Hidden Figures – Gizli Sayılar (2016) 
  • The Help – Duyguların Rengi (2011) 
  • Joy (2015) 
  • Self Made: Inspired by the Life of Madam C. J. Walker (2020) 

2.İlişkiler Sığınağı 

Dalai Lama diyor ki ‘biz insanlar sosyal hayvanlarız’ Her gün, diğerleri ile bağlantının, ilişkilerde sevgi ve desteği hissetmenin zihin ve beden sağlığına olumlu etkileri hakkında yeni sonuçlar yayınlanıyor. Kendini izole etmenin -self isolation- ve yalnızlığın sigara içmek kadar sağlığa zararlı olduğu söyleniyor. Bazen zorluklar ilişkilerden kaynaklansa da diğerleriyle yakınlığın getirdiği olumlu etkileri inkar edemeyiz.

İlişkiler sığınağına bir tuğla eklemeye örnekler şöyle olabilir: bunaldığınızda bir arkadaşınızla kahve içmek, uzun süredir görüşmediğiniz ancak size iyi gelen eski bir arkadaşı aramak, bir doğum günü mesajı göndermek, sevdiğiniz birine sarılmak, onu merak etmek -her şeyini bildiğinizi zannetseniz de eminim ona daha önce sormadığınız sorular vardır, çocukken en sevdiği oyun, sevgiyi en çok hissettiği an, çocukluk hayalleri gibi-

Daha büyük ailemizle, insanlıkla olan ilişkimizi hatırlamak da ilişki sığınağına bir tuğla eklemek demek. Mesela altruizm yani diğerkamlık pratiği yapmak. Yani hiç tanımadığımız insanlara yardım etmek. Örneğin ufak bir bağış yapmak, gönüllü olarak bir kaç saatimizi ayırmak gibi.

3.Kendine Ebeveynlik Sığınağı 

Re-parenting Türkçeye “Yeniden Ebeveynlik” olarak çevrildi. Bu terapide uygulanan formu. Bunun bir boyutu da kendine ebeveynlik. Kişinin kendi fiziksel ihtiyaçlarını gözetmesinin ötesine geçerek duygusal, zihinsel ve ruhsal ihtiyaçlarında da kendi kaynaklarını kullanarak bunları kendi ebeveyn parçasından karşılaması demek. Zorlandığında kendini aktif olarak rahatlatma, yatıştırma ve onaylamayı içeriyor. Bu yumuşak formunun yanında gerektiğinde sınırları koruma, motive etme ve ihtiyaçlarını talep etmek de demek.

Kendine ebeveynlik becerisi bazılarımızda doğal olarak yeterli miktarda var, çoğumuzun ise bu beceriyi geliştirmesi gerekiyor. Reparenting terapiye destek olarak veya tek başına, eğitim programları ile de gelişebiliyor. Elle tutulur sürdürülebilir özellikte pratiklerle bu beceriyi öğrenebiliyorsunuz.

Eğitim programlarında da öğretilen, zorlandığınızda uygulayabileceğiniz 8 dakikalık bir pratik

4.Zihin Sığınağı 

Dünya Sağlık Örgütü’nün son yayınladığı Zihin Sağlığı Raporu’na göre zihin sağlığı konusunda işler pek parlak değil. Tabi pandeminin etkisi var ancak pandemi öncesinde bile yeni yüzyılın sorununun iklimle birlikte zihin sağlığı krizi olacağı konuşuluyordu.

Terapiler, travma çalışmaları gibi güçlü ve yoğun desteklerin yanı sıra herkese uygun, hayat alışkanlığı haline getirilebilecek, kendi kendine uygulanabilir destekler de ön plana çıkıyor. Bunlardan en çok konuşulanı meditasyon yapmak özellikle mindfulness meditasyonu. Mindfulness meditasyonları, genellikle akademik müfredatların takip edildiği, üzerinde bilimsel araştırmalar ve ölçümler yapılan sekiz haftalık programlarda uygulanan pratikler.

Her gün düzenli yapıldığında genel stres yönetimi, odaklanma, duygu düzenleme, zorluklar karşısında psikolojik esneklik ve dayanıklılık (resilience) konusunda kanıtlanmış olumlu etkiler sağlıyor. Mobil uygulamalar, ses kayıtları, youtube videoları ile pratik yapmak mümkün. Derinleşme, beceri ve alışkanlık geliştirme odaklı çalışmak isteyen, zaman ayırmaya hazır olanlar ise yine sekiz haftalık programları değerlendirebiliyor.

Bu eğitim programlarından zorlandığınızda mesela stresli hissettiğinizde uygulayabileceğiniz 7 dakikalık bir pratik

Yazının sonuna gelirken sığınakları güçlendirdikçe günün sonunda biz fark etmeden gelişen ve yerleşen insightyani içgörünün kökleri hakkında düşünüyorum. Tibetçe içgörü kelimesi lhaktong demek. ‘lhak’ daha büyük ‘tong’ ise görme anlamına geliyor. Yani daha büyük olanı görme.

Zor zamanlarda daha büyük gerçekleri hatırlamak normal zamanlardan daha kıymetli. Mesela geçiciliği, daha önce yaşadığımız zorluklarda nasıl ayakta kaldığımızı, bundan bir kaç yıl sonra belki gündemimizin bambaşka konular olacağı gerçeğini. Geçmişte de bizi içine alan, o an hep öyle kalacak zannettiğimiz hisler bile geçti ya da değişti ve dönüştü.

Günün sonunda belirsizliklerin ortasında huzur bulmak için dilerim sığınağımız sağlam, görüşünüz hep büyük olsun.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yenilik ve etkinliklerden haberdar olmak için;